‘Trump Show’ sahnelere geri mi dönüyor

Trump’ı iktidara getiren tabanın ve popülist şamatanın bütün gücüyle ayakta olduğu görüldü. Başkanlığın devir-teslimi sürecinde ılımlı bir tavırla seçim sonucunu kabul eden ve Trump tarafından hainlikle suçlanan eski Başkan Yardımcısı Mike Pence bile ustaca bir manevrayla tekrar militan Cumhuriyetçiliğe döndü. ABD kamuoyunda da Trump’a verilen eski destekte bir değişiklik yok. Bu durumda Biden yönetimi ekonomik krizin gittikçe artan etkilerini giderecek bir çözüm bulamazsa 2024 seçimlerinde Trump’ın dönüşü ya da aynı çizgide birinin seçilmesi kaçınılmaz görünüyor.

AMERİKALILAR NEDEN TRUMP’I DESTEKLİYOR?

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın otoriter eğilimde bir popülist ve demokrasi için bir tehlike olduğu ortada. Trump’ın söylemlerinden ırkçılık, kadın düşmanlığı, özgürlük karşıtlığı, hatta şiddet çağrıları da eksik değil. Bir sokak insanı üslubuyla konuşan eski Başkan’ın kullandığı bazı sözcükler eğitimli bir insanı irkiltecek düzeyde. Ayrıca Trump öngörülmez ve ne dediğini bilmeyen biri olarak dünya barışı için de bir risk. Ama 21’inci Yüzyıl Amerika’sı ona oy veriyor ve bunun nedenleri var.

Trump şovlarına Beyaz Saray’da da devam ediyordu

ABD’de ve dünyada sol kesim Trump’ın sağladığı desteği genellikle neoliberal ekonomik politikalardan kaynaklanan ekonomik sıkıntılarla açıklıyor. Bu kurguya göre sanayi yatırımlarının Çin gibi gelişen ülkelere kayması, ücret düşüklüğü ve iş dünyasında gelip geçici işlerin yaygınlaşması sonucu sıkıntıya düşen beyaz işçiler kusuru siyahlarda ve yabancılarda bulmuşlar ve Trump’ın “önce Amerika” sloganı onlara çekici gelmiş.

İçinde doğruluk payı olsa da bu söylem Amerikan gerçeğiyle bağdaşmıyor, çünkü Trump’a oy verenler arasında geniş bir orta ve üst kesim de var. Üstelik Batı ülkeleri arasında işsizliğin en düşük olduğu yerlerden biri de ABD’dir. Her ne kadar Demokrat Parti’nin cinsiyet, cinsel tercih, ırk, kimlik, gibi konularla aşırı eğilerek geçimle ilgili sorunları unutması Trump’a yaramışsa da sağladığı oy desteğinin ekonomik nedenlere dayanmadığı anket ve istatistiklerle de kanıtlanmış durumda. Amerikalı Trump’a oy veriyor, çünkü Trump’da kendisini buluyor.

ABD’de siyaset büyük bir gösteri

Trump’ın otoriter eğilimleri, ırkçılığı ve diğer özellikleri ABD kapitalist toplumunun baskın kültürel yapısına uygun. Trump aslında pek önemli şeyler de söylemiyor, sadece kendisini olduğu gibi ifade ediyor. Demek ki daha derinlerde bir neden var. Harvard Felsefe profesörlerinden Peter Gordon 12 Ocak 1921’de “Günah keçisi Trump: Amerika’daki faşizm hakkında düşünceler” başlıklı bir makale yayınladı. Marksist felsefe ve özellikle Adorno ve Horkheimer’in kurucuları olduğu Frankfurt Okulu felsefe akımı konusunda uzman olan Gordon, Trump ve benzerlerini “Eleştirel Teori” açısından değerlendiriyor. Gordon’a göre Trump sistem dışı değil tam sistemin içinde ve onun yarattığı biri. Gordon’un daha da ilginç bir makalesi 15 Temmuz 2016’da yayınlanmış: “Otoritaryen Kişilik Değerlendirmesi – Trump Çağında Adorno’yu okumak”.

ŞOV ENDÜSTRİSİNİN ÜRÜNÜ OLARAK TRUMP

Geçen iki yüzyılın ekonomist, sendikacı kaba Marksistlerinin aksine “yeni eleştiri” kapitalizmi mülkiyet ilişkilerinden çok kapitalist metafizikle, kültür endüstrisiyle açıklıyor. Bu yeni saptamalara göre serbest pazar özelliğini yitirmiş ileri tekelci kapitalizmde toplumlar yoğun reklamlar, yığınsal ticari sanat-kültür ve marketing teknikleri ile büyük bir şov alanına dönüştürülür. Birey bu bombardımana direnemez ve insan ruhu piyasaya esir düşer. Kuşkusuz bunun asıl nedeni Marx tarafından kapitalizmin özü olarak değerlendirilen meta fetişizmidir. Ürünlerin gerçek içeriklerinin yani kullanım değerlerinin değil değişim değerlerinin ön plana çıktığı bir toplumda politika da diğer ürünler gibi bir üründür, içeriksizdir, satış içindir, görüntüye dayanır ve pazarlama ile amacına ulaşır.

Düşünür, sinemacı, şair ve devrimci Guy Debord

Bu çağdaş kapitalist toplumu en iyi anlatan düşünür 1994’de yitirdiğimiz Guy Debord idi. Debord’un çok ünlü kitabının adı da olan “gösteri toplumu” içinde sadece sanat, kültür, spor değil politika da bir şovdur. Hatta yaşamın kendisi bir gösteri haline getirilmiştir. Gösteriyi seyredenler ona katılmaz, katılamaz, ya da ona gösteriye katıldığı algısı yapay olarak sağlanır.

İleri kapitalist toplumda insanlar ürünleri gereksinimlerine göre değil reklamlarda kendilerine vaat edilen mutluluk hissi nedeniyle tüketirler. Politikada da aynı deneyimi yaşarlar. Sürekli mutluluk arayan insanlar ve onlara mutluluk vermek için yarışan markalar politikada da vardır. Bu ürünlerin de içeriklerinden çok birer marka olmaları önemlidir. İki ünlü gazlı içecek markasının biri Demokratlar, diğeri de Cumhuriyetçiler olabilir örneğin. Çeşitli piyasa araştırmalarıyla, anketler ya da değişik business araçlarıyla hangi markanın pazarda ne kadar payı olacağı aşağı yukarı önceden bellidir de.

Bu anlamda kendisini sosyalist gösteren ama meta fetişizmini aynen koruyarak devlet kapitalizmini uygulayan Rus ve Çin gibi ülkelerle Batı kapitalizmi arasındaki üst yapı farkı ancak estetiktir. Batı demokrasisi bir batı estetiğidir. Doğudakilerin kozmetiği bozuktur. Zaman zaman dikta rejimlerinden çıkıp demokrasiye geçtiğini iddia eden rejimler de bir cins estetik ameliyat geçirmişlerdir. Bazıları da ağır makyajlıdır.

Marksist filozoflar Horkheimer ve Adorno

İşte Trump da kendisi de yıllarca TV’lerde yarışma programları yönetmiş bir kişilik olarak gösteri toplumunun tipik bir örneğidir. Tıpkı bir ürünün reklamını yapar gibi kendi pazarlamasını yapmaktadır. Onun için fikirlerden çok “gibi görünmek” önemlidir. Dindar olmaktan çok dindar görünmek, milliyetçi olmaktan çok milliyetçi görünmek, hatta otoriter olmaktan çok otoriter görünmek… Müşterilerin hoşuna ne gidecekse o kılığa girmek. Her alanda büyük bir tiyatro oynanmaktadır. Peki siyasette, toplumda, fikir alanında yazı-turanın silindiği bu sistem faşizmin kendisinden de daha korkunç ve insanlık dışı değil midir?

TRUMP VE TRUMPÇILAR BİR BÜTÜN

Trump’ın beceriksiz konuşmaları, ne dediğini bilmemesi, bir dediğinin tersini ertesi günü söylemesi tabanı tarafından elbette bilinmektedir. Zaten onu işte tam da bunun için sevmektedirler, kendilerine göre bir üründür, kendilerine yakışan bir politik aidiyet elbisesidir. Tıpkı 6 Ocak 2021’de ABD kongresini basanların kıyafetleri gibi. Kendilerini “babayani, ”dobra” bulanlar için, güzel yaşamayı, yiyip içmeyi, beyaz ve mağrur Amerikalı olmayı sevenler için tıpkı o ünlü sigara reklamındaki kovboylar gibi birini desteklemeyip üniversite profesörlerinin mi arkasından gideceklerdi?

Öte yandan sevgi ve nefretin birbirini tamamlaması gibi Trump ona karşı olanlar için de bulunmaz bir üründür. Çünkü Trump’a karşı tavır alarak kendilerini daha kolay ve güçlü bir şekilde tanımlayabilmekteler. Toplumsal eleştiri yapmalarına, fikir söylemelerine, öneri getirmelerine gerek yok. Trump karşıtı cephede yer alıp, kalıplaşmış ve binlerce kez tekrarlanmış cümleleri kullanmak onlar için yeterli olmaktadır. Üstelik bu sayede Trump için kullandıkları tüm o sıfatlardan kendilerinin muaf olduğunu göstermektedirler.Bitmeyen şov

İLETİŞİM ÇAĞI BİR KÜLTÜR MEZARLIĞI

Burada asıl sorun Trump’ın kişiliği değildir. Filozof Adorno, faşizmi ya da otoriterliği bir kişinin ya da destekçilerinin kişisel özelliklerine bağlamaz, sorun tam olarak toplumun kendisinden gelmektedir. Adorno “Aydınlanmanın Diyalektiği” adlı eserinde “Kültür Endüstrisi” bölümünü (1947), Debord “Gösteri Toplumunu” (1967) yazarken ne sosyal medya vardı, ne akıllı telefon ne de bilgisayar ve internet. Ama bu öngörülü insanların söyledikleri teker teker çıktı.

Artık kapitalizm kültüre ilgisizlik noktasına ulaştı. Peter Gordon’a göre “standartlaşma ve vasatlık sadece Trump ve yandaşlarını değil tüm ABD toplumunu sarmış durumda”. Ciddi gazetecilik yerini gürültü çıkarmaya, kınama mesajlarına bıraktı. Düşünce ve fikir dünyası alaylı laf sokmalara, önceden düzenlenmiş teatral protestolara dönüştü. Kişisel düşünce ve duruş sağda da solda da bir hayal oldu. Halkın geniş çoğunluğu ise bu siyasal şovu eylemsizlikle seyrediyor.

Bu şovda yeni teknolojiler önceden vaat edilenin aksine özgür düşünceyi kısıtladılar, basit eğlencelere dönüştüler. O vaatlerin de ticari olduğu anlaşıldı. Fikir planında kalmaya devam eden insanlar ise tekdüze homurdanmaları derin ve karmaşık eleştirel analizlere tercih ettiler. Herkes sosyal medya gibi araçlarda kendi narsist duygularını tatmin etmeye girişirken, insanlar kendilerini belli gruplar içinde kapattılar.

Halka yakın olmak için her türlü şaklabanlığı yaptı

İfade fikrin yerini aldı. Halk arasında çoğunluk siyasal olayları hiciv, alay ve komik mesajlarla öğrenirken yarım yamalak bilgi gerçek sanıldı. Sözde ideolojilere karşı çıkan, onları dogma olarak gören kapitalizm yerine düşüncesizliği ve boşluğu koydu. Nasıl reklamlar ve pazarlama belli sloganlar ve mecralar etrafında dönmekte ise fikirler ve siyasal konumlar da giderek aynı karakteri edinmeye başladılar. George Orwell’in 1984 romanındaki sahnelere örnek vermek için sosyalist rejim arayanlar kendi etraflarına bakmayacak, baksalar da ne olup bittiğini anlamayacak kadar ahmaklaştılar.

Bugün bazı sosyologların kutuplara dayalı fikir sistemi dediği bu parçalanmışlık Frankfurt Okulu tarafından “bilet düşünce” olarak anılır, bir şahsın herhangi bir konuda söylediği tek bir fikirden bütün düşüncelerinin anlaşıldığı bu sistemin toplumu faşizme götürüp götürmeyeceği kesin olmasa da eleştirel bilinci yok ettiği kesindir. Ve bu eğilim hem Trump fanatiklerinde hem de Demokratlarda mevcuttur.

TÜKETİM VE ŞOV FAŞİZMİ

Frankfurt Okulu için faşizm ile reklamlar arasındaki benzerlik çok açıktı: “Belirlenmiş sözcüklerin körce ve sürekli tekrar edilmesi totaliter sloganlarla reklamcılığın ortak özelliğidir. İnsani sözlerin yaşanmışlıklardan çıkan anlamı bu şekilde ortadan kaldırılmaktadır, ani bir şekilde zihne yerleşen söylem o ana kadar afiş panolarındaki ve gazete reklam sayfalarındaki soğuklukla aynıdır.”

Amerikalılar Trump’da kendilerini buluyor

Özetlersek, kapitalist gösteri toplumu aşamasında yaşayan bir tüketici birey markalı elbiseyi giydiğinde kullandığı ürünün değişim değeri üzerinden kendisini nasıl mutlu hissediyorsa, bir politikacıyı desteklerken de benzer duygular ediniyor. Burada, doğrular ve yalanlar, o markanın kendisine gerçekten somut, elle tutulur bir katkısının bulunup bulunmadığı önemli değildir. Trump yandaşı birey Trump lehinde konuşarak bir deneyim yaşamakta, bir anlamda Trump gibi olmakta ve kendisini bir başka hissetmektedir. Kendisine kurduğu bu küçük dünyasına bir şekilde girmeyi başarmış o markadan vaz geçmesi ancak çok büyük kişisel zarar görmesiyle mümkündür.

TRUMP AMERİKAN SİSTEMİNİN ÜRÜNÜ

İşte tüm bu nedenlerden Biden yönetimi ekonomiyi düzeltemezse Trump’ın geri dönüşünü engelleyemeyecek gibi görünüyor. Ama bunun asıl nedeni Trump’ın gücü değil sistemdir. Bu nedenle kapitalizmin gösteri toplumu ve bugün insanlığın getirildiği nokta üzerinde düşünülmesi gereken çok vahim konulardır. Otoriter eğilimde bir popülist lider olarak Trump elbette yalnız değil, dünyada onlarca küçüklü büyüklü Trump var. Kapitalizmin yarattığı bu liderler yanında aynı sistemin bir sonucu olarak ortaya çıkan savaş riski, enerji kıtlığı, çevresel kaynakların tükenmesi ve iklim değişikliği gibi bir gündem var. En acil sorun ise insanlığın kendisini robotlaşmaya sürükleyen gösteri toplumuna direnerek eleştirel bilince geri dönebilmesi.

Kayahan Uygur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.